Archive for Ağustos, 2006

Endişe Mühendisi

Çok yıllar öncesinden tanıdığım çocukluk arkadaşımdı.O kadar vesvese ve endişe kurardı ki. Günü çok sıcak bastırmasın, “bakın bu sıcağın sonu deprem, deprem olacak kesin! Bu kadar sıcak iyiye alamet değil” diye, felaket tellalı gibi kapı kapı dolaşırdı ve bunun gibi her olayın üzerine kara matem entarileri giydirirdi! İçten kahkaha koptuğun da, “eyvah birimiz muhakkak ağlayacağız bak görürsünüz” derdi. Ben ona bu huyu yüzünden espri niyetiyle “ENDİŞE MÜHENDİSİ” adı takmıştım, o da bana küsmüştü hatta başka şeyler aramıştı masum esprimin altın da…

Geçenler de bir arkadaşıma onu sordum. Uğur nereler de neler yapıyor, yıllar için de yumuşadı mı nereler de diye. Arkadaşım Uğur’u görmediğim zamanların bir özetini sıraladı ki, sordum soracağıma bin pişman oldum. Resmen pozitif enerjim eksildi, hala ruhum kırık dökük. Tabi ki onun namına, nede olsa çocukluğumu paylaştığım arkadaşımdı… (dahası…)

Add comment 18,Ağustos 2006

Kandırılabilirim

Bir küçük çiçekle kandırılabilirim şu sıralar.
Bir tek papatya , bir kır menekşesi ile örneğin
Bir kaç satır şiire tav olabilirim
Bir gamlık notayla artar sevincim
.
Bir parça güneşle kandırılabilirim şu sıralar
Gündoğumu günbatımı fark etmez
Bir oturumluk deniz kenarına tav olabilirim
Rüzgarlar beni üşütmez (dahası…)

2 comments 18,Ağustos 2006

GEÇTİ BOR’UN PAZARI

GEÇTİ BOR’UN PAZARI Başta kavak yelleri estiği günler hani ?
Beklediğin nişanlar, şerefler, ünler hani?
Aradığın sevgili, şanlı düğünler hani?
Selvi gibi ümitler döndü birer iğdeye,
Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye.

Sende cevher var imiş bunu herkes ne bilsin.
Kimler böyle züğürdün huzurunda eğilsin ?
Şöyle bir dairede müdür bile değilsin.
Ne çıkar öğrenmişsin mesahayı pi diye,
Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye. (dahası…)

1 comment 18,Ağustos 2006

Rıza Polat Akkoyunlu’nun çok sevdiğim nokta noktam şiiri.

NOKTA NOKTAM

Dün bir dosttan, uzun bir mektup aldım
Beni anlatmış sana ve sen ona
“Unuttum artık onu” demişsin.
Hem bu sözü gülerek,
Medar-ı iftihar ile söylemişsin.
Unutamazsın Nokta Noktam
Unutamazsın!
Çünkü; unutmak için
önce unutulmak gerek
Oyasa ki sen,
Hala bende esen,
Eski kavak yelisin.
Unutamazsın…
Kan değil, tüküremezsin,
Ruj değil, silemezsin
Dişi dudaklarına, dişimle yazdığım
İki heceli erkek adımı
Unutamazsın Nokta Noktam
Unutamazsın!
Seninle biz, halâ bir kabukta
İki badem içi gibiyiz.
Baharsın; kokacaksın
Güneşsin; yakacaksın.
Sabah yatağım kadar rüyâ dolu
Sabah yatağım kadar sıcaksın
Unutamam
Unutamazsın!
Şimdilik bu kadar.
Öbür mektubuma daha diyeceklerim var
Darılma bana, gücenme sakın
Ankara günlerinin bembeyaz ufkundan
Binlerce selam sana. (dahası…)

12 comments 18,Ağustos 2006

ÜÇ DİL

En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde düşünüp rüya göreceksin
En azından üç dil
Birisi ana dilin
Elin ayağın kadar senin (dahası...) 

Add comment 18,Ağustos 2006

SOLDUM YİNE

Soldum yine…
Zavallı aklımı büyüledi acım.
Gönlümün derinliklerinde ölürken,
Haklı çıkardım hayatı.
Kanla yazılanı görüyor ruhum.
Ben solgun bir suçluyum.
Aylak aylak gezinmek isterdim gönüllerde.
İnsanlaşmış ruhlara katlanmak….
Anlamak kolay değil…..
Kancık eşekler; (dahası…)

Add comment 18,Ağustos 2006

Add comment 12,Ağustos 2006

Bağdat’ın Çocukları

Elleri semada bir melek beklerken
Gökten bombalar yağıyor
Yüreğimin sokaklarında
Bağdatlı çocuklar ağlıyor

Koruyacağım deyip
Can alan kollar mıdır onları korkutan
Görmek, duymak bilmez
kana doymaz canavardan kaçışlarımı
Postal sesleri midir onları korkutan
İp atlamak varken bağırışlarımı (dahası…)

Add comment 12,Ağustos 2006

Aşka Küsen Çiçekler

 

Kalbinin arka bahçesinde küstüm çiçekleri
Bilemiyorum bir gün tekrarı mümkün der mi
Isırgan otlarını elime dilime sürsem
O günler kaldığı yerden devam eder mi (dahası…)

2 comments 12,Ağustos 2006

Aşk Denklemi

 

 

Beyni biraz daha sıkıştırırsak kalp için yer açabiliriz.” (A.Einstain)

Geçenlerde izlediğim bir filmden bahsetmek istiyorum sizlere. Belki sizde izlemişsinizdir, ismi “Aşk Denklemi.” Aslına bakarsanız izlemekte tereddüt ettim. Matematikle aram hep kötü olmuştur, rakamlar, formüller içinden çıkılmaz bir karmaşa. Denklemlerden öteye gidemedim. Denklemlerde şöyle efendim sınav sorularında tek bilinmeyenli bir denklem varsa X’e bir değer verir eşitlemeye çalışırım yoksa boş veririm.

Hepimizin yaşadığı, boş bırakamadığı, yanlışta olsa bir cevap vermek istediği bir denklem aşk denklemi haksız mıyım. Filmde oto tamircisi genç, matematikçi bir kıza gördüğü an aşık oluyor ve bunu bir birlikteliğe eşitlemeye karar veriyor. Kız çok zeki ve tüm otomobil tamircilerinin aptal olduğunu düşünüyor. Yani delikanlı sıfır, yutan eleman. Delikanlı onun gözünde değeri olan tek şeye, bir bilim adamı rolüne bürünüp kızı kendine aşık ediyor.

Kaçınız farkındasınız hayatımızın denklemlerden ibaret olduğunun. Mutluluğa, aşka, paraya, iyi bir hayata ulaşmanın hayat denen çok bilinmeyenli bir denkleme doğru yanıt vermekten geçtiğinin. İçinde bulunduğum durumu düşündüm de. O x’ti. Kendime yüzlerce değer vermiştim onu ve beni bire eşitlemek için. İnanın bana bu o kadar zor ki. Onu tanımaya çalışırken kendinizin de diğer yandan değiştiğinizi fark ediyorsunuz. Bir değişkensiniz. Bazen çok değer veriyorsunuz ve kırılıyorsunuz, kendisine az verdiğini hissettiğindeyse o. (dahası…)

Add comment 12,Ağustos 2006

Previous Posts


 

Ağustos 2006
M T W T F S S
« Jul   Sep »
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

Son Yazılar

Son Yorumlar

dilekk on Rıza Polat Akkoyunlu’nun çok s…
ayça on Rıza Polat Akkoyunlu’nun çok s…
ahsen on emre aydin yeni klip
kaan on Murat Boz – Aşkı Bulamam…
ipek on Eylem Mız Mız Klip + Mp3

a

Blogroll

Blog Stats

Meta